E-Mail :
Şifre :
Şifremi Unuttum | Yeni Üyelik
AMBALAJ KAĞIT MOBİLYA DEKORASYON KERESTE AĞAÇ ORMAN SANAYİ
 ADANA
Ana Sayfa > Tüm Kategoriler > DİĞER > Diğer > Çeşitli İşler  
Firma Hakkında

AMBALAJ Alm. Packung (f), Fr. Emballage (m), İng. Packing. Bir malı, eşyayı değişik malzeme ve araçlarla sararak, paket yaparak bir kaba veya sandığa yerleştirerek taşınabilir, saklanabilir ve tanınabilir hale koyma işi, sarmalama, sandıklama işlemi. Eski devirlerde en çok rastlanan ambalaj şekli cam veya şişe içine saklamak olmuştur. Yine bu devirlerde çok kullanılan bir ambalaj yolu da tahta sandıklar ve sazdan sepetlerle yapılmış ambalajlardır.

Alm. Packung (f), Fr. Emballage (m), İng. Packing. Bir malı, eşyayı değişik malzeme ve araçlarla sararak, paket yaparak bir kaba veya sandığa yerleştirerek taşınabilir, saklanabilir ve tanınabilir hale koyma işi, sarmalama, sandıklama işlemi.

Eski devirlerde en çok rastlanan ambalaj şekli cam veya şişe içine saklamak olmuştur. Yine bu devirlerde çok kullanılan bir ambalaj yolu da tahta sandıklar ve sazdan sepetlerle yapılmış ambalajlardır. Ambalajlamada asıl gelişme, Napoleon devrine, 1809 yıllarına atfedilir. Bu yıllarda askerin kötü beslenmesinden ve yiyeceklerin besin zehirlenmesine sebep olduğundan şikayet eden Napoleon, bu meseleyi halledene mükafat vadetmişti. Ertesi yıl Peter Durand adlı bir İngiliz, yiyecekleri saklamak için metal kutuları kullanan bir metod geliştirmek için ilk patenti aldı. Bu patent konserve kutularının başlangıcı sayılır.

1850’li yıllarda kağıt fiyatları, kağıdı ambalaj malzemesi olarak kullanabilecek kadar ucuzlamıştı. O yıllardan itibaren kağıdın ambalaj malzemesi olarak kullanımı başladı. Daha sonra 1880’lerde oluklu mukavva yapan makinalar geliştirildi. Bu tarihten sonra kağıt ve mukavvanın ambalaj malzemesi olarak kullanılması çok yaygınlaştı. Son yüzyılda hem ambalajlama tekniklerinde, hem ambalaj maddeleri ve sanayiinde büyük gelişmeler oldu. Plastik maddelerin ortaya çıkışı ile bu konuda çok büyük ilerleme kaydedildi.

Ambalajlamanın başlıca gayesi, satılan eşya yahut besin maddelerini temiz tutmak, dış etkilere karşı korumak ve zedelenmesini önlemektir. Mala alım satım kolaylığı sağlamak da ambalaj yapmanın gayeleri içinde yer almaktadır. Günümüzde ise, ambalaj; malı korumak maksadını çok aştığından, bir pazarlama ve sürüm aracı, başlı başına bir endüstri halinde ön plana çıkmıştır.

Ticari eşyanın cazip gösterilmesi, üzerinde müşterinin malı tanımasına yardımcı olacak bilgilerin yer alması; bu eşyanın sürümünü kolaylaştırmaktadır. Çeşitli maddelerden göz alıcı şekillerle yapılmış ambalajlarla piyasaya arzedilen güzellik müstahzarları, tıbbi malzeme ve ilaçlar, mücevher, kadın ve erkek giyim eşyaları ile gıda maddeleri, rekabet piyasası içinde müşteri tarafından tercih edilmektedir. Cazip ambalajla satışa arzedilen bir malın, ondan üstün niteliklere sahip fakat ambalajsız veya zevksiz bir şekilde ambalajlanmış aynı maldan daha çok satıldığı tecrübe ile sabittir.

Ambalaj yapımında, selofan, seluloid, mukavva, deri, bez, ağaç, teneke, bakalit, plastik madde ve cam gibi çeşitli malzemeler kullanılmakta ve bu konudaki sanayi büyük bir gelişme içinde bulunmaktadır.

Ambalaj maliyetleri ilaç, kozmetik, az değerli işlenmiş gıda maddeleri gibi bazı mal çeşitlerinde asıl mamul değerinin üstüne bile çıkabilmektedir. Ambalaj malzemesi olarak petrol türevleri ve plastiklerin kullanılmasının yaygınlaşmasına paralel olarak çevre kirlenmesi konusunu önemli boyutlara çıkarmıştır. Bu sebeple son yıllarda çevreyi kirletmeyen veya geri alınıp tekrar kullanılabilen türden ambalajlara dönüş eğilimi doğmuştur.

Ambalaj sanayiinde kağıt, ahşap, plastik gibi değişik malzeme üreticisi firmalar ve firma grupları arasında çetin bir rekabet yaşanmakta, bu sırada ambalajın mamule ve kişilerin sıhhatine etkisi konu edilmektedir.

in kağıt yüzeyine tutunabilmesidir. Bunun için kağıt baskı esnasında yıpranmamalı ve de liflerinin boya özünden daha dayanıklı olması gereklidir. Bir kağıdın sağlamlığı, çok renkli baskılarda daha da önemli olmaktadır. Baskı makinesi şayet tek veya çok üniteli olduğunda yapılan baskının renk sayısına kağıt makineden 4 veya 8 defa geçebilmektedir. İşte bu geçişlerde kağıt özelliğini yitirmemelidir.
.Reprodüksiyon

 

yaprak

. İnce bitki liflerinin keçeleşmesi ile meydana gelen bugünkü kağıdın ilk olarak M.S. 1. yüzyılda Çin'de yapıldığı sanılmaktadır.

İnsanoğlunun hayatının bir parçası olan yazı, daha önceleri, düz konik, taş ve ağaç gövdeleri ile killi topraktan yapılmış yazı levhaları üzerine yazılmaktaydı mürekkep

orijinale çok uygun olarak yapılsa da aşırı emici kağıt baskı kalitesini düşürür.

Kağıt ne kadar beyaz olursa, basılan resimler o kadar çok kendini gösterir, kontrast ve aydınlık olur. Selülozu fazla olan kağıtlar, selülozu az olan kağıtlara oranla çok renkli baskılara daha uygundur. Bunun iki nedeni vardır. Selülozu fazla olan kağıtların daha beyaz olması,ve bu kağıtların güneş ışıklarından etkilenip, sararmamasıdır.

Kaliteli kağıtta %5 civarında odun vardır. Bu oran kağıdın sağlamlığı ve sertliği için gereklidir. Aksi halde baskı hâlinde basınca dayanamayıp zedelenebilir.

 Mobilya Çalışılan ve oturulan yerlerin, günün şartlarına, insanların zevklerine göre süslenmesine, değişik gayelerle donatılmasına yarayan, portatif ve taşınabilir eşyalar. Dilimizde bu gibi yerlerde kullanılan masa, iskemle, koltuk, kanape, divan, dolap, kitaplık, büfe, karyola vb. eşyaları “mobilya”, bu eşyaları yapıp satanlara da “mobilyacı” denmektedir.

Mobilya ve mobilyacılığın tarihçesi, Miladdan binlerce sene öncesine kadar uzanmaktadır. M.Ö. yaşayan Asurlulara ait saray kalıntılarının duvarlarındaki süslü kabartmalar, tezyinatlı kapı kanatları, iskemleler, aslan ayaklı ve diğer motiflerle süslü masaların bulunması; eski Mısır mezarlarında (odalarında) süslü sehpaların, kabartmalı duvar taşlarının görülmesi, yaşadıkları asırların “mobilya” örnekleri hakkında bilgi vermektedir. Bunun yanında eski Mısırlıların oturdukları iskemlelerin, yattıkları kerevitlerin üstlerini hasırla döşeyerek şilteler serdikleri bilinmektedir. Yapılan arkeolojik kazılarda, kullandıkları eşyaların pekçoğunun bugünkülere benzemekte olduğu anlaşılmıştır. Eski Mısır mobilyalarının pek çoğuna bugün dünya müzelerinde rastlanmaktadır.

M.Ö. 8. ve 7. asırlarda Asurlular zamanında mobilya yapımında değişiklikler görülmeye başlandı. Bu mobilyalar çok süslü ve işlemeliydi ve tunç, bakır gibi metallerin de mobilya işlemeciliğinde ve yapımında kullanılmaya başlaması yine bu devirde olmuştu. Hükümdarların tahtları, koltukları, karyolaları bu stil yeniliklerle süslenirdi. Hatta bazı hükümdar tahtlarının som altından yapıldığı da tarih kitaplarında yazılıdır.

M.Ö. 5. yüzyıl sonlarına doğru mobilyacılık daha da gelişti. Bu değişiklik eski Yunan ve Roma medeniyetinde de kendini gösterdi. Pompei Harabelerinde yapılan arkeolojik araştırmalarda, dağılmadan ve kırılmadan kalmış ev eşyaları, Romalıların mobilyacılığı hakkında yeterli bilgi vermektedir.

İlk ve Ortaçağ Avrupası, doğuda gelişen diğer medeniyetlerin tesirinde kaldığı gibi, mobilya sanat biçimlerinin de etkisine girdi. Mobilya süslemeleri büyük ölçüde değişti. On ikinci yüzyıldan sonra yapı biçiminde mobilyalar kendini göstermeye başladı. Rönesanstan sonra sanatın değişik kolları meydana çıktığı gibi, mobilyacılıkta da bu akım kendini gösterdi. Fransa, İngiltere, Almanya, İspanya gibi memleketlerde çeşitli mobilya şekilleri uygulandı. On dört, on beş ve on altıncı asırlarda ise Fransızlar dünya mobilyacılığına hakim oldular. Louis tipi mobilya örnekleri bugün bile hakimiyetini sürdürmektedir. On dokuzuncu yüzyılda ulaşımın ilerlemesi, devletlerarası münasebetlerin artması sonucu, mobilyacılık daha da gelişerek, ayrı bir ticaret kolu halini aldı.

Orta Asya'da ve diğer yerlerde Türklerin göçebe hayatı yaşadıkları dönemlerde mobilya kullanılmazdı. Çadırda kullanılan eşyalar, kolay taşınabilir ve basitti. Bu zamanlarda kullanılan eşyalarda dokumalar (halı, kilim vb.) hakimdi. Yalnız hükümdar ve oba beylerinin çadırlarında bazı ağaç eşyalar bulunurdu.

Türklerin İslamiyeti kabulü ve bununla beraber yerleşik hayata geçişi, mobilyanın günlük hayata girmesine vesile olmuştur. Türklerde, Avrupalılarda olduğu gibi evler, bir mobilya deposu şekline getirilmemiştir. Türk evlerinin dışardan çok sade gözükmesine rağmen iç kısımları, insana rahatlık verecek bir şekilde ferah döşenmiştir. Döşemesi sade ve kibardır. Yerler parke, boyalı, cilalı veya adi beyaz tahtadır. Zenginliğe göre hasır, bazan kilim, umumiyetle halı döşenir, sokak ayakkabısı ile eve girilmezdi. Oturmak için koltuk yerine, pencere kenarlarında rahatlık ve zerafeti temin edici sedir bulunurdu. Duvarlara, yerli dolaplar, yükler ve hücreler yapılırdı. Bunların kapakları kakma ve oyma işlemeleriyle zarif bir şekilde süslenir, böylelikle oda, kapı dizisi gibi görünmekten kurtarılırdı. Oda içerisinde görünen zenginlik, umumiyetle halı ve kumaşlarda idi. Önemli mobilyalar, sandık, rahle, sofra iskemlesi, beşik, çekmece, kutu, çubukluk, kavukluk, ayaklı saatlerdi. Osmanlılarda sandıklar, genellikle selvi veya ceviz ağacından yapılır, nakışlar ve oymalarla süslenirdi. Özellikle gelinlerin çeyiz sandıkları ihtimamla hazırlanır, altın ve gümüşle süslendiği olurdu. Üzerinde Kur'an-ı kerim okumak için yapılan rahleler ve Kur'an-ı kerim'leri muhafaza etmek için yapılan kutular, her evin en zarif ve en güzel mobilyası idi. Bu mobilyalara gösterilen ihtimam, Kur'an-ı kerim'e duyulan hürmetten ileri gelmekteydi. Bunlar, ekseriya ceviz ağacından yapılır, üzerleri fildişi ve sedef kakma ile tezyin olunurdu. Bu mobilya çeşidinin en güzel nümuneleri camilerde bulunan sedef işlemeli büyük rahle ve kürsülerdir.

Üzerine yemek sinisi koymak için yapılan, açılır kapanır iskemleler her evde bulunurdu. Bunlar, nakışlarla işlenir, cilalanır veya boyanırdı. Ayaklı saatlerin muhafazaları ile, bugünkü vitrin yerine kullanılan hücreler, umumiyetle oymalı yapılırdı. Nakış işlemelilerin içerisinde “Edirnekari” denileni en Ünlülarındandır. Isıtmada kullanılan şamdanlar ve ince zevkin, büyük emeğin mahsülü olan çini vazolar, günümüzde paha biçilemeyen eserlerdir.

Tanzimatın ilanıyla Batı'nın sosyal ve kültürel hayatını esas alan Batılılaşma taraftarları, kendi örf, adet ve an'anelerine sırt çevirerek Avrupa'nın günlük hayatını Osmanlı halkına adapte etmeye çalıştılar. Bu gayenin bir neticesi olarak, Osmanlılarda kullanılan mobilyaların yerine, Avrupai tarzda mobilyaların kullanılmasına ve bunların zamanla yerleşmesine önayak oldular. Böylece Tanzimatla birlikte an'anevi Osmanlı mobilyaları yerine Avrupai mobilyalar yurdumuza girmiş oldu. Bu durum Türk evlerinde çok fonksiyonlu olarak kullanılan odaların tek maksat için kullanılmaları neticesini doğurdu.

Meşrutiyetten sonra başlayan milli hareket tesiriyle bazı kimseler evlerini eski Osmanlı tarzında döşemek hevesine düşmüşlerse de, bu teşebbüsler bir kolleksiyonculuk mahiyetini geçmedi ve Avrupa'yı taklit oldu. Çünkü Avrupa 18. yüzyıldan daha önce Turquerı'e (Türköri) cereyanı ile Osmanlı yaşayışını taklit ediyordu. İçine saksılar konan eski sedefli beşikler ve pirinç mangallar, kısa iskemleler üstüne sıralanmış sahanlar ve bardaklar, raflarına çeşm-i bülbüller oturtulmuş kavukluklar, nargile şişesinden yapılmış abajurlu lambalar vesaire ile bir Osmanlı odası yapmak cihetine gidildi. Bedestenden toplanan eski eşyaları Louis X üslubunda vitrinlere doldurarak bunları ecnebilere Osmanlı odası, diye göstermekle iftihar edenler oldu. Bazıları da Şam işi sedef kakmalarla süslü sandalyeler veya Türk sütun başlıklarına benzeyen karnaslı (stalaktitli) oymalarla müzeyyen ve Hereke kumaşı kaplı dörtköşe koltuklar, üstü çini kaplı ve sedefli iskemle gibi şeyler yaptırarak mobilyalara bir Osmanlı üslubu vermek istediler. Fakat, eski eşyaları toplayıp bir odaya koymakla modern bir Türk odası yapacaklarını zannedenlerin ortaya çıkardıkları şeyler, bir ucubeden öteye geçmedi.

Mobilyalar, çevrenin ve günün ihtiyaçlarına göre şekil değiştirdiği gibi, her çağın zevkine, sanat anlayışına, göz zevkine göre de çeşitli biçim ve isimler almıştır. Bunların bir çoğu müzelik olduğu halde, bazıları da antika eşya adı ile asıllarını veya bu tarzı taklit ederek yapılmış yeni kopyaları ile de günümüzde kendilerini göstermektedir.

Mobilyalar, kullanıldıkları yerlere göre ad alırlar. Yatak odası, yemek odası, salon takımı vs. gibi isimler altında satılırlar.

Mobilyaların bakımı ve konulduğu yer çok önemlidir. Ağaç eşyalardan yapılan mobilyalar sıcaktan çok zarar görür. Hele fırınlanmamış mobilyalar hemen çatlar, sağa sola eğilip bükülürler. Bunun için mobilyaları, kışın soba yanında bulundurmamalı, yazın da sıcaktan korumalıdır. Zaman zaman mobilyaların cilaları kontrol edilerek, ömürlerinin uzun olması sağlanmalıdır.

Dekorasyon Alm. Dekoration, innenausstattung, Fr. Decoration, İng. Decoration. Mimarlıkta yapıların içinde veya dışında uygulanan süsleme işi. Odaların, salonların cami ve sarayların zevkli bir biçimde süslenmesi de dekorasyon konusunun sınırları içine girer.

Dekorasyon, iç süsleme ve dış süsleme adı altında iki kısma ayrılır. Bunlardan dış süsleme daha çok mimarlıkla ilgilidir.

İç dekorasyon: İnsanların azami derecede rahat ve huzur içinde yaşayabilmeleri gayesiyle iç mekanların çeşitli unsurlarının uygun bir şekilde bir araya getirilmesi anlamındadır. İç dekorasyon deyimi 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmasına rağmen, insanoğlu adem aleyhisselamdan beri bu unsurlar arasında uygunluk kurmak ihtiyacını her zaman duymuştu. Elimizde ilk insanların yaşadıkları, ibadet ettikleri birimleri nasıl döşedikleri (dekore ettikleri) hakkında bilgi yoktur. Fakat bugün elde bulunan yazı ve resimler sayesinde Mısır, Roma ve İslamiyetin gelişinden sonra ortaya çıkıp muhteşem medeniyetler kuran irili ufaklı yüzlerce İslam devletinde evlerin ve diğer sosyal yapıların nasıl dekore edildiği bilinmektedir.

Eski Mısır ve Romalılar duvar ve tavanlarına yaptıkları resimler yanında birkaç metal koltuk, masa vb. eşya ile süsledikleri yerlerde yaşıyorlardı. Zamanla el sanatlarının gelişmesiyle özellikle ortaçağ Avrupalısı karmaşık, karanlık ve insanı sıkıntıya sokacak dereceye varan süslemelerle dekore ettiği mekanlarda yaşadılar. Müslüman milletler ise, İslamiyetin insana verdiği iç huzur ve manevi hazza uygun olarak, evlerinin yanında yüzyıllar boyunca binlercesini yapıp, insanların hizmetine sundukları cami, han, hamam, kervansaray, darüşşifa, medrese vb. binalarda göz kamaştırıcı, fakat o derecede de sade iç mekanlar vücuda getirdiler. Bunlardan özellikle İslam devletinin büyümesinden sonra Mısır’dan geçen Müslümanlarca İspanya’da kurulan Endülüs Emevi devletinin kurduğu medeniyet, Avrupa’da rönesansı doğurdu. Daha sonra teknolojinin gelişmesinin akabinde yeni makinalarda seri olarak eşyalar yapıldıkça, günümüzde modern manada dekorasyon ortaya çıktı.

İç mimari aydınlatma, duvarların ve döşeme eşyasının süslü görünüşü, belirli bir tesir yapmak maksadıyla yapılmıştır. İç döşeme eşyalarının en önemlileri tunçtan yapılmış açılır kapanır iskemle ve masalardı. Şömineler, tahtadan yapılmış birtakım eşyalar, tavan ve duvardaki renkli süslemeler, kabartmalar, pencere çerçeveleri ve üzerinde asılı bulunan perdeler iç dekorun tamamlayıcılarıydı. İç süslemede Avrupa’da kullanılan şekil; dik, sivri, katı görünümündeki biçimlerden meydana gelirdi. Türklerde iç dekorasyon ise, kaba, keskin hatlardan uzak, zarif, yormayan, zevk ve inceliği ifade edecek şekilde olurdu. Dış süsleme ise mimarı sanat özelliğini taşırdı.
Kereste Ağacın, ticari maksatla kullanılabilir duruma getirilmiş hali. Bulunduğu şekliyle kullanılamayan ağaç, önce kesilir sonra hızar atölyelerinde kereste haline getirilir. Keresteler, sınıflandırılır, kurutulur, gerekiyorsa son işlemler yapılıp pazarlanır. Dünyada ortalama olarak, kesilen ağaçların yarısı yakacak olarak, diğer yarısı da kağıt imalatında ve çeşitli işlerde kereste olarak kullanılmaktadır. Kullanılacağı yere göre çeşitli ağaçlardan kereste elde edilir. Sertliklerine bağlı olarak bazı ağaçlar, şöyle sınıflandırılabilir.

Çok sert ağaçlar: Ceviz, sert karaağaç, kara salkım, karaağaç.

Sert ağaçlar: Meşe, kayın, dişbudak, karasakız.

Orta sertlikte ağaçlar: Kırmızı sakız, beyaz karaağaç, bazı kavak cinsleri.

Yumuşak ağaçlar: Kestane, sarıkavak, selvi, sedir.

Çok yumuşak ağaçlar: Beyaz çam, ladin, ıhlamur, söğüt,

Ağaç kesme: Eskiden balta ve testere ile kesilen ağaçlar, bugün motorlu testerelerle kesilmektedir. Kesilen ağaçların dalları ayrılır. Gerekiyorsa daha küçük parçalara bölünür. Sonra bu tomruklar bir araya toplanıp hızar atölyelerine sevk edilir. Tomrukların nakli, memleketlere ve coğrafi bölgelere göre çeşitli yollardan yapılır. Traktör ve kamyonlarla karadan nakil yapılabildiği gibi, akarsulardan da bu maksatla faydalanılmakta, hatta havadan nakil için helikopter ve balonlar kullanılmaktadır.

Biçme, kurutma, son işlemler: Kesilen ağaçlar çeşitli yollarla hızar atölyelerine gelir. Burada standart ölçülerde biçilir. Fakat, kerestenin kuruyacağı düşünülerek ölçüler biraz büyük tutulur. Yuvarlak testere, şerit testere veya çok bıçaklı testerelerle biçilen keresteler, aralarından hava geçecek şekilde dizilerek kurutulur. Kerestenin cinsine, kalınlığına ve hava durumuna göre bu kurutma işlemi, birkaç haftadan bir yıla kadar veya daha uzun da sürebilir. Kurutma işi fırınlarda da yapılabilir. Fırınlarda, sıcak hava kerestelerin arasından hızla geçirilir. Bu işlem esnasında sıcaklık ve nem devamlı kontrol edilir. Böylece nem nispeti 72 saatte % 12’ye indirilebilir.

Kurutulan keresteler, kullanılacağı yere göre son işlemlerden geçirilir. Sert ağaç keresteleri genellikle son işlem görmeden satılır. Yumuşak ağaç kerestelerinin ise çoğu planyadan geçer.

Yangın, böcek gibi dış tesirlerden korunmak istenen özel keresteler, daha başka işlemlere de tabi tutulur. Bunun için değişik kimyevi maddeler kullanılır.

Sınıflandırma: Keresteler, kullanılacağı yere, ölçülerine ve gördüğü işlemlere göre sınıflandırılır. Sert ve yumuşak ağaçların sınıflandırılması ayrı ayrı yapılır. Çeşitli metodlarla sınıflandırılan keresteler, değişik renklerle işaretlenir.

1. Tropik yağmur ormanı: Dünyanın en canlı, en kuvvetli ve yayılma kabiliyeti en yüksek olan orman tipidir. Orman ekosistemi bu tipte en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Yüksek sıcaklık ve rutûbetin biraraya geldiği yörelerde yağmur ormanı teşekkül etmiştir. Yağış miktarı esas itibariyle 2000-4000 milimetre arasında değişmekle beraber bazı mıntıkalarda 10.000 milimetreye ulaşır. Ortalama yıllık sıcaklık 20-30°Carasında değişir. En soğuk ayda 18°C’nin altına düşmez. Mevsim değişmeleri olmadığından tropik yağmur ormanı ağaçlarında, ilkbahar ve sonbahar odunu meydana gelişi görülmez.

Büyük çoğunluğu, daimi yeşil yapraklı ağaçlardan meydana gelen tropik yağmur ormanında ağaçların tepeleri zayıf, dallanma gevşek, gövde şekilleri düzensiz, ağaç kabukları parlaktır. Dallar üzerinde “epiphyt” denen eğrelti, orkide gibi konuk bitkiler, çeşitli sarılıcı ve tırmanıcı bitkiler, ormanın genel görünüşünde büyük rol oynarlar. Tırmanıcı palmiyeler 300 metreye kadar uzayabilirler. Tozlaşma, böcekler ve kelebekler yoluyla olur. Tropik yağmur ormanının bazı ağaçları gövde üzerinde de çiçeklenme yapabilirler. Olağanüstü istila edici bir kuvvete sahiptir. Tedbir alınmadığı taktirde yolları, telefon, telgraf vs. gibi yapıları kısa zamanda kullanılmaz hale getirir.

Endonezya Takım Adalarında, Hindistan’da, Kamerun sahilinde, Amazon mıntıkasında, Brezilya’nın doğu sahilinde, Karayip Denizi sahillerinde ve adalarında yayılış gösterir. Tropik yağmur ormanları; Mangrov tropik iğne yapraklı ormanlar ve bambus ormanları olmak üzere üç grupta toplanır.

Mangrov ormanları: Tropiklerde birçok deniz etekleri, kendine has tipik bir orman formasyonu taşırlar. Denizin ilerlemesi halinde (med), yaklaşık 10 ile 20 m arasında boy yapan ağaçların yalnız tepeleri suyun üzerinde kalır. Çekilmesi halinde (cezir) ise ağaç gövdeleri geniş nefes alma kökleri ile birlikte görülür. Tohumun çimlenmesi ve çimlenmeden sonra meydana gelen fidecikler, tohumlar henüz ağaçta iken gelişirler ve biraz büyüyünce çamur toprağa düşerek köklenirler. Mangrov ağaçlar daimi yeşil, derimsi yahut tüylü yapraklar taşırlar.

Tropik iğne yapraklı ormanlar: Güneydoğu Asya’da ve Merkezi Amerika’da, çeşitli çam türlerinin meydana getirdikleri geniş ormanlar, bilhassa dağlık yerlerin fakir topraklarında yaygındır. Ağaç türleri; Pinus caribaea, Pinus ınsularis, Pinus merkusii, Agathis araucaria, Callitris podocarpus’tur.

Bambus ormanları: Bambuslar, ormanda alt tabakanın bir kısmını meydana getirirler. Geniş yayılan rizomları sayesinde sürgün vererek çoğalırlar. Dünya üzerinde 60 cinsine dağılan yaklaşık 700 türü vardır. Boyları 0,15 m ile 30 m arasında değişir.

2. Yağmur yeşili yapraklı orman (kış ormanı): Tropik memleketlerin, yazları periyodik kurak ve çok sıcak, kışları yağmurlu iklim mıntıkalarında görülür. Bu orman şeklinin tipik özelliği, yaprak dökümünün sıcak ve kurak mevsime, esas ve jetasyon zamanında yapraklı durumla kışa rastlamasıdır. Kış ormanı sonbaharda yeşillenir ve ilkbaharda tekrar yaprağını döker. Ağaçların boyları kısa ve büyümeleri çok yavaştır.

Hindistan, Afrika ve Güney Amerika’nın geniş sahalarını kaplarlar. Maymun, ekmek ağacı ve şemsiye akasyaları bu ejetasyonun tipik ağaçlarıdır. Arka Hindistan ve Doğu Cava ormanlarının en değerli ağacı, yaprakları (30x50) cm büyüklüğünde olan Tectonia grandis diatidir.

3. Sert yapraklı orman: Sert yapraklı orman, yazları sıcak ve yağışça fakir, kışları ılıman, fakat yağışça zengin yörelerde yayılış gösterir. Daimi yeşil yapraklı olması, sert yapraklı ormana çok serin zamanlarda hatta kışın bile fotosentez imkanı verir. Bunun yanında yaz mevsiminin kuraklığı sebebiyle bilhassa kuru topraklarda büyümede bir nevi duraklama periyodu hasıl olur.

En tipik ağaç türleri; defne (Laurus nobilis), yabani zeytin (Olea europaea), mantar meşesi (Quercus suber), fıstık çamı, (Quercus ilex-Quercus coccifera-Eucalyptus-Cupressus semperviren-Pinus pinea), kızılçam, Pinus brutia), Halep çamı (Pinus halepensis)dır.

Sert yapraklı ormanın ana mıntıkaları, başta Akdeniz iklim rejyonu olmak üzere dar bir şerit halinde Kalifornia ve Şili’dir.

Maki dediğimiz bitki formasyonu da sert yapraklı orman şekli içinde yer alır. Boylu veya bodur çalı görünümündeki maki Akdeniz ve kısmen Karadeniz kıyılarında, denizle dağ etekleri arasında yaygındır. Bulunduğu araziyi örtmesi ve toprağı girift olarak kaplaması erozyonu önleme ve toprak koruması bakımından büyük değer taşır.

Makinin başlıca elemanları: Yabani zeytin, defne, mersin, kocayemiş, sandal, funda, sumak, filarya, sakız, zakkum, laden, katırtırnağı, ardıç, ılgın, harnuptur.

4. Yazın yeşil yapraklı orman (Yaz ormanı): Kuzey yarı kürenin belirli derecede serin kışlara sahip olan ve yazlarla kışlar arasında mevsim farkları gösteren enlemlerinde görülür. İnce ve yumuşak olan yaprakların sonbaharda dökülmesi kış soğuğundan ziyade, toprağın donması halinde hasıl olabilecek kuraklık tehlikesine karşı alınan bir tedbirdir.

Yaz ormanları bilhassa Orta Avrupa’da, yazları zengin yağışlı mıntıkalarda görülür. Türkiye’de, denizden yüksek olmayan yerlerde yaygındır.

Yazın yeşil yapraklı ormanın ana türleri; kayın (Fagus), meşe (Quercus), akçaağaç (Acer), ıhlamur (Tilia) karaağaç (Ulmus), gürgen (Carpinus), huş (Betula), kısmen de kestane(Castanea), ceviz (Juglans) ve caryadır.

5. İğne yapraklı orman: Yayılış sahası, Kuzey yarı kürenin kışları sert, düzenli kar ve don mevsimleri gösteren yüksek enlemleridir. Yaz, kış yeşil iğne şeklini almış olan asimilasyon organları, kısa ve jetasyon devresinde, sıcaktan maksimal derecede faydalanmayı mümkün kılar. İğne yapraklı ormanların çoğunda gövdeler devamlı, düz ve dalsızdır. Ağır olmayan gövde odunları, bıçkı kerestesi ve yapı ağacı olarak çok kıymetlidir. Bu orman tipi, Kuzey Avrupa ve Asya’dan Kuzey Amerika’nın kuzeyine kadar, 20 enlem genişliğindeki bir şerit halinde yayılış gösterir.

6. Galeri ormanları: Afrika, Güney Amerika ve İç Anadolu’nun yağmurca fakir, kurak mıntıkalarında nehirler boyunca, dar veya geniş şeritler halinde oldukça kuvvetli büyüyen ormanlar meydana gelir ki, bunlara galeri ormanları denir.

7. Bataklık ormanları: Tropik bölgelerin geniş, sürekli su altında kalan, bataklık bölgelerinde rastlanır. Florida’nın bataklık servisi ormanları bunlara misal teşkil eder.

Ormanların Faydaları

1. Maddi faydaları: Ormanların yapacak, yakacak ve tali ürünlerle sağladığı değerlerdir. Ormanın ilk bakıştaki faydası, ürünlerin çeşitli iş ve sanayi kollarında hammadde olarak kullanılması veya tüketimi şeklinde göze çarpmaktadır. İnşaatta, kimya ve diğer sanayi kuruluşlarında, madencilik, ulaştırma, bayındırlık gibi ekonomik faaliyetlerde odun hammaddesinin kullanış yerleri gün geçtikçe artmaktadır. Odun hammaddesinin bu derece önem kazanmasının sebebi, sahip olduğu teknolojik vasıflarından ve devamlı üreyebilen; iyi bakıldığı taktirde tükenmez bir kaynağı olmasından ileri gelmektedir.

Teknolojinin gelişmesi ve elektrik enerjisi, petrol, maden kömürü gibi çeşitli enerji maddelerinin bulunmuş olmasına rağmen odun, yakacak maddesi olarak önemini sürdürmektedir. Dünya odun üretiminin hemen hemen % 50’si yakacak olarak kullanılmakta ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu oran % 80’e varmaktadır.

Ormandan elde edilen tali ürünler, parfümeri, boya, ilaç, dericilik, tecrit malzemesi gibi endüstri kuruluşlarının ham maddesini meydana getirmektedir.

Türkiye’de üretilen orman tali ürünlerinin başlıcaları; reçine, sığla yağı, palamut, mazı, defne yaprağı, çamfıstığı, sumak, kestane, ıhlamur çiçeği, mahlep, meyan kökü ve keçiboynuzu vb.dir.

2. Kollektif faydaları: Ormanın bu yöndeki hizmetleri, maddi faydaları ile ölçülemiyecek kadar fazladır. Bulundukları muhit iklimini, kara iklim tipinden ılıman iklim tipine yöneltirler. Bu sayede don, kuraklık, aşırı sıcaklık, fırtına gibi zararları önlemek ve azaltmak sûretiyle faydalı olurlar. Ormanın etkisi altında kalan sahaların nisbi rutûbeti fazla olduğu gibi, akarsu ve kaynakların verimi, düzenli ve devamlıdır.

Ormanların tarımı, hayvancılığı, bayındırlık tesislerini koruması; karada ve deniz kıyılarında kumulların teşekkülüne engel olması; bataklıkları kurutmak, havaya saf oksijen vermek, gürültüyü ve hava kirliliğini önlemek sûretiyle insan sağlığına yardım etmesi; harp zamanlarında silahlı kuvvetlere gizlenme kolaylığı sağlamakla büyük ölçüde işe yaraması; çeşitli av hayvanlarını barındırıp beslemekle yurdun tabii varlığını ve güzelliğini zenginleştirmesi gibi hususlar kollektif hizmetlerinin başlıcalarını teşkil eder.

Ormanları Koruma

Koruma hizmetleri genel olarak;

a) Kaçakçılık, usulsüz kesim, tarla açma ve yerleşmelerle, düzensiz otlatma ile mücadele,

b) Orman yangınları ile mücadele,

c) Orman böcekleri ve hastalıkları ile mücadele,

d) Rüzgar, fırtına gibi zararlılarla mücadele konularını içine almaktadır.

Ormanların bütünlüğünü muhafaza etmek ve devamlılığını sağlamak sûretiyle halkın orman ürünlerine olan ihtiyaçlarını giderecek ve devamlılık prensibine uygun şekilde ekonomik esaslar dahilinde işletilmesi, herşeyden önce koruma hizmetlerinin aksatılmadan yürütülmesine bağlıdır.

Ormancılık çalışmaları içinde mühim bir yer işgal eden koruma hizmetleri, son zamanlarda gelişen ormancılık tekniğine paralel olarak büyük ilerlemeler kaydetmiş bulunmaktadır. Özellikle orman yangınları ve böcek zararlıları ile mücadelede yeni teknik ve usullerin uygulanması sonucu bu zararlıların etkileri azaltılabilmiştir.

Orman yangınları: Orman yangını, çevresi açık olması sebebiyle serbest yayılma eğiliminde olan ve ormandaki yanıcı maddeleri (ot, çalı, kütük, yaprak ile belirli oranda canlı ağaçları) yakan bir yangındır. Çevresi sınırlanmamış bir kamp ateşinin, yanıcı madde yığınının veya kuru tek bir ağacın yanması orman yangını olarak nitelendirilmez.

Ormanı tahrip eden en önemli faktörlerden olan yangınların ana sebebi yıldırım ve insandır. Türkiye’nin iklim şartlarına göre yıldırımlar yağışlı havalarda meydana gelmektedir. Bunun sonucu olarak yurdumuzda çıkan orman yangınlarında yıldırımın oranı çok düşüktür. Yıldırımdan çıkan ve sayıları çok az olan yangınlar hariç tutulacak olursa, yangınların asıl sebebinin insan olduğu görülür.

İnsanların sebep oldukları orman yangınları; dikkatsizlik, ihmal, kasıt, orman içinde veya kenarında bulunan çeşitli endüstri kuruluşları ile lokomotiflerin bacalarından çıkan kıvılcımlar sonucu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de 1981-1988 yılları arasında 86.400 hektar orman yanarak 2.231.565 m3 endüstriyel odun ve 9.630.421 kental yakacak odun kül olmuştur. 1937 yılından sonra şu iki büyük yangın kayıtlara geçmiştir.

Dursunbey orman yangını: 1945 yılında çıkmış, sekiz gün devam etmiş, 12.600 hektar alan yanmış ve zarar gören orman servetinin de 1 milyon m3 olduğu tahmin edilmiştir.

Marmaris orman yangını: 1979 yılında çıkmış ve 11 gün sürmüş, 13.844 hektar orman alanı yanmıştır. Bu yangında zarar. 315.000 m3 kerestelik orman ağacı ve 98.000 ster yakacak odundur.

Dünyada ve Türkiye’de Orman Varlığı

Dünya yüzeyinin % 32’si ormanlarla kaplıdır. Dünya orman arazisi 4.126.000.000 hektar olup, bunun 3.792.176.000 hektarında orman bulunmaktadır. Bu ormanların hemen hemen % 66’sı bakir orman karakterindedir. Dünya ormanlarının 1.216.000.000 hektarı iğneli, 2.488.000.000 hektarı ise yapraklı ormanlardır. Yılda 1.900 milyar m3 üretim yapılmakta, bunun 1.021 milyar metreküpünü endüstri ve 879 milyon metreküpünü yakacak odun teşkil etmektedir.

Türkiye’de toplam orman alanı yaklaşık 20.199.296 hektardır. Ülke genel alanına oranı % 26,12, kişi başına düşen orman alanı 0,44 hektar kadardır.

Toplam orman alanının 8.856.457 hektarı normal verimli vasıfta olup, halihazırda üretim bu ormanlarımızdan yapılmaktadır. Geri kalan% 46 oranındaki bozuk verimsiz orman alanlarının ağaçlandırılarak verimli hale getirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’de ormancılık çalışmaları, Orman ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.

Mülkiyet Durumuna Göre Türkiye Ormanları

HektarOranı (%)

Devlet Ormanı20.180.74899.01

Özel Orman18.5480,09

Türkiye ormanları, coğrafi mevkii ve morfolojik yapının etkisiyle, kısmen veya tamamen birbirlerinden ayrı özellikler taşıyan yedi coğrafi bölgeye yayılmış bulunmaktadır.

Karadeniz bölgesi ormanları: Doğu Karadeniz ormanlarının en karakteristik ağaç türü, doğu ladini ve Karadeniz köknarıdır. Bölgenin diğer ağaç türleri; çam, kayın, meşe, gürgen ve kızılağaçtır. İbrelilerle yapraklıların katılma oranı, hemen hemen birbirine eşittir. Batı Karadeniz’de yapraklıların katılma oranı daha fazla olup, yapraklılardan, kayın meşe, gürgen, kestane ıhlamır ve dişbudak; ibrelilerden, çam ve köknar bu bölgenin en önemli ağaçlarıdır.

Karadeniz Bölgesi ormanlarının % 64,1’i koru, % 35,9’u baltalıktır.

Marmara bölgesi ormanları: Bu bölgenin belli başlı ağaçları, yapraklılardan en fazla meşe, kayın, ikinci derecede kestane, gürgen, akçaağaç; ibrelilerden çam, köknar ve ardıç olup, yapraklıların katılma payı ibrelilerden fazladır.

Bölge ormanlarının % 47,1’i koru, % 52,9’u baltalıktır.

Ege bölgesi ormanları: Bölgenin hakim ağacı çamdır. Yapraklılardan en fazla meşe türleri, az miktarda da kayın, kestane ve diğer türler bulunmaktadır. Fıstık çamı ve palamut meşesi bölgenin karakteristik ağaçlarıdır. Fıstık çamının fıstığından, palamut meşesinin palamutlarından faydalanılmaktadır. Yapraklılardan sığla ağacı bu bölge için ayrı bir önem taşımakta, verdiği sığla yağı ile de yurdumuz için monopol (tekel) bir durum arzetmektedir. Bölge ormanlarının beşte biri maki ile kaplıdır. Ormanların % 55,2’si koru, % 44,8’i baltalıktır.

Akdeniz bölgesi ormanları: Büyük çoğunluğu ibreli ormanlardır. İbrelilerden, kızılçam, halepçamı, karaçam, sedir, köknar, ardıç; yapraklılardan meşe türleri başta olmak üzere az miktarda kavak, kayın, kayacık, kızılağaç bulunmaktadır. Ormanların % 73,4’ü koru, % 26,6’sı baltalıktır. Maki florası ile kaplı alan, ormanlık sahanın % 15’ini teşkil eder.

Doğu Anadolu bölgesi ormanları: Bölgede yapraklı ormanlar çoğunluktadır. Daha çok meşe türleri yaygındır. Az miktarda kavak ve huş bulunmakta; ibrelilerden sarıçam ve ardıca rastlanmaktadır. Bölge ormanlarının % 20,3’ü koru, % 79,7’si baltalıktır.

İç Anadolu bölgesi ormanları: Yapraklı ormanlar, bozuk meşe baltalıkları şeklindedir. İbreli ağaç türlerinden çam ve ardıç bu bölgenin hakim ağaçlarındandır. Yapraklıların katılma payı ibrelilerden fazladır. İç Anadolu bölgesi ormanlarının % 45,4’ü koru, % 54,6’sı baltalıktır.

Güneydoğu Anadolu bölgesi ormanları: Bölge ormanlarının hemen hemen hepsi yapraklı ormanlardır. Meşe türleri yaygın haldedir. İbrelilerden, lokal olarak kızılçam ve ardıç bulunur. Ülkemiz ormanlarının % 3,37’si bu bölgededir.

Türkiye’nin orman alanı, ülke alanının % 26,12’si kadardır.ÊBu oran eski Sovyet cumhûriyetleri hariç Avrupa kıt’asında % 29,3, eski Sovyet cumhûriyetlerinde % 34,4, Kuzey Amerika’da % 38,0, Güney Amerika’da % 47.1, Orta Amerika’da % 26.1, Afrika’da % 18.5’tir. Dünya kara alanının % 29.1’ini ormanlar kaplamaktadır. Avusturya’nın % 38,2’si, Bulgaristan’ın % 28.4’ü, Finlandiya’nın % 69.3’ü, Fransa’nın % 20’si, Yunanistan’ın % 16’sı ormanlık alanla kaplıdır. Türkiye orman alanı oranı; Dünya ve Avrupa ortalamasının altında, Asya ve Afrika ortalamasının üstündedir.

Türkiye’de Ağaçlandırma, Erozyon Kontrolü ve Mer’a Islahı Faaliyetleri

1993-1994 Yılları İtibariyle Orman Ürünleri Üretim Miktarları

19931994 (Tahmini)

(bin m3)(bin m3)

Endüstriyel Odun9.47011.584

Tomruk4.9406.050

Tel Direği150145

Maden Direği450543

Kağıt Odunu1.4501.870

Lit+Yonga Odunu1.6802.000

Diğer Sanayi Odunu800976

Yakacak Odun20.50022.000

Islah faaliyetleri: Tabii servetlerimizin başında yer alan ormanlarımız, yüzyıllardan beri devam eden düzensiz faydalanmalar yüzünden yer yer ya tamamen yok olmuş veya önemli bir kısmı verimlerini kaybetmiş ve bunların sonucu olarak da toprak, su ve bitki arasındaki tabii denge bozularak en verimli topraklar, su ve rüzgar erozyonu neticesinde denizlere akıp gitmiştir.

Günümüzde varlığını, hissettiren, önümüzdeki yıllarda nüfus artışı ve ekonomik gelişmelere paralel olarak büyüyeceği tahmin edilen orman ürünleri arz açığının kapatılabilmesi için, verimsiz ormanların ağaçlandırma ve imar-ihya çalışmaları ile verimli hale getirilmesi gerekmektedir.

Tamamlanmış proje çalışmalarına göre verimsiz orman alanlarının 5.349.617 hektarında ağaçlandırma, 265.362 hektarında erozyon kontrolu, 1.073.218 hektarında mer’a ıslahı yapılabileceği ortaya çıkmıştır.

Orman Genel Müdürlüğü: 1869 tarihinde Orman Umûmi Müdürlüğü olarak kurulmuş, 1937 yılında çıkarılan 3204 sayılı kuruluş kanunuyla Orman Genel Müdürlüğü adını almıştır. Kuruluşun statüsü 31 Ekim 1985 yılında çıkarılan 3284 sayılı kanunla bugünkü durumunu almıştır. 1983 yılında ise Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığına bağlanmış ve 8.6.1984 tarih ve 236 sayılı kanun hükmünde kararname ile kuruluş görevleri yeniden belirlenmiş daha sonra da sadece Orman Bakanlığına bağlanmış bulunmaktadır (1994).

Görevleri;

Ormanların korunması ve kadastrosunun yapılması,

Devlet ormanlarının devamlılığını sağlayacak şekilde, sosyal ekonomik ve teknik icaplara göre endüstriyel ve yakacak odun ihtiyacını temin etmek,

Orman sahalarının genişletilmesi,

Mevcut ormanların gençleştirilmesi ve geliştirilmesi ile verimliliğinin arttırılması,

Ormanların doğal afet ve yangınlara karşı korunması için gerekli tedbirleri almak, ormanları imar ve ıslah etmek, bozuk nitelikli orman alanlarında vasfına uygun olarak ağaçlandırma yapmaktır.

Milli park, tabiat parkları ve orman içi dinlenme yerlerinin ayrılması ve işletilmesiyle av ve yaban hayvanı kaynaklarının korunması ve değerlendirilmesi... vb.’dir.

Orman Genel Müdürlüğünün hizmet birimleri şunlardır: 1)Orman koruma ve yangınla mücadele dairesi başkanlığı; 2) Kadostro ve mülkiyet dairesi başkanlığı; 3) İşletme ve pazarlama dairesi başkanlığı; 4) orman idaresi ve planlama dairesi başkanlığı; 5) İnşaat ve ikmal dairesi başkanlığı.

Genel Müdürlük taşradaki işlerini; bölge müdürlükleri, müdürlük ve şefliklerle yürütürler. Bölge müdürlük sayıları 29, bu müdürlüklere bağlı orman işletme müdürlüklerinin sayısı 243, orman işletme şefliklerinin sayısı ise 1194’tür (1994).

 
Faaliyet , Ürün ve Hizmetler
 
Firma Markaları
Firma Menüsü
Harita
Benzer Kategoriler
 
Diğer
Bu Hizmet Bir Promosyondur.
Türkiye Ticaret Hakkında Reklam Satışı Yeni Üyelik Site Yardım Kullanım ve Üyelik Sözleşmesi Görüş ve Önerileriniz Kariyer İletişim Bilgileri FSibel Interactive